Göç / Barkerdiş
Göç / Barkerdiş
Bahar Nare Kızıl
Nesilden nesile aktarılan göç psikolojisi, ağır bir duygu yüküdür göçmenler tarafından taşınmak zorunda olan.
Çünkü, bir fıkra değildir göç hikayeleri. Kanlıdır, yıkıcıdır, dağ yollarını yırtılan ayakkabılarına rağmen aşmaktır, denizlerden geçmeye çalışırken boğulmayı göze almaktır göçmek. Yaşamak için, ölumune bilinmez diyarlara yol almaktır göç.
Örneğin, göç yollarında Muğla'nın ilçesi Bodrum'dan Yunanistan'a botla geçerken kardeşi ve annesi ile birlikte denizde boğularak ölen küçük bir yavrucak olan Alan Kurdi... Bu dramı dünyanın gözleri gördü ve yine de göçler tüm gerçekliği ile durmaksızın devam etti.
Kesintisiz bir şekilde göç veren toplumların bireyleri yerleşik bir yaşama kavuşmuş olsalar bile ister istemez kendinden sonrakilere bu, göç psikolojisini aktarırlar.
Göç psikolojisi dilsizliktir, kimsesizliktir, yabancılıktır, suskunluktur, korkudur ve geride bırakıp geldikleri her şeye derin özlem duymaktır. Ağır bir romandır göç psikolojisi. Yaşayanların yüz ifadelerine, ses tonuna, ruhuna, beden diline, sosyal ve romantik ilişkilerine işler.
Kısacası Ya Xızır derken çevrendekilerin tuhaf bakışlarına çarpmaktır göç psikolojisi.
Göç, bilmediğiniz yollara koyulup sonu belli olmayan bir yaşam kesitidir ve ulaştığınız yabancısı olduğunuz toplumun ötekisi olmaktır göç etmek. Bir nevi gittiğin yerin siyahisi olur, günah keçisi etiketi almaktır göçertilmek.
Ev ortamında konuşulan anadil, dinlenen hüzünlü müzikler, düğün ve ölüm ritüelleri göç eden toplumun yeni nesillerine göçmen duygusuyla geçirilirken yeni nesiller atalarının yolunu artık bulamaz durumdadır.
Göç etmenin farklı nedenleri vardır. Evrensel bir sorun olan göç olgusu , dünya çapında büyük bir sorundur.
Göç, bir evden başka bir eve daha konforlu bir yaşam için taşınmak demek değildir.
Keyfi göçler yoktur. Doğal affetler ( deprem, yangınlar ve sel vb.), savaşlar, kültürel ve inanç farklılıklarından dolayı, muhalif oldukları siyasi egemenler tarafından gördükleri baskı ve hayati tehlikenin bulunduğu durum gibi nedenlerle toplumlar göç etmek zorunda kalmaktadırlar.
Göç, okunduğu gibi basit bir kelime değildir. Göçmek ve de zorunlu göç bireyleri veya toplumları travmatize ettiği gibi, göç psikolojisinin üç nesile birden aktarılan bir etkisi de vardır.
İnsanlar doğdukları topraklardan göçertiklerinde geride sadece bir mekân veya bir köy veya bir şehir bırakmıyorlar; kök saldıkları topraklarını, mezarlıklarını bağını -bahçesini de geride bırakıyorlar.
Örneğin, Dersimin bir köyünde Ermeni Garo'nun dut bahçesi kendileri yokken bile öksüz kalmış bir çocuk gibi varlık sürüyordu.
Göçerken, bir bütünlük parçalara ayrılır. İşte tam da bu noktada dağılan parçalar etkisizleşerek özünü oluşturan her şeyi uzak belleğe gönderir ve zamanla unutur. Bütünün parçaları bir araya gelse bile tam olarak kendi olamaz artık.
Göç ederek gittikleri yeni yerleşim yerlerindeki hakim kültürel kodları benimsemek, sosyalleşmek sanıldığı gibi kolay değildir. Çevrenin ve kitle iletişim araçlarının göçmenlere dair algısı, normal koşulların oluşması için belirleyicidir.
Tarihler boyunca göçler durmaksızın devam etti ve ediyor. Dileriz ki, dünyadaki her yerinden çıkış iyiliğin daha fazla büyütüldüğü toplumların oluşması için zorunlu olur. İnsanlık kendi türüne ve diğer tüm canlı türlerine karşı vicdan ve paylaşmayı yükselen değer olarak içselleştitir ve tüm ruhu ile kabul ederek yüksek insanlık mertebesine ulaşır. Aşk ile.
Öykü yazarı Sosyolog Aile Danışmanı
Bahar Naré Kızıl
Türkçe