Kıyım ve Direniş Alevilerin Kanlı Göç Yolları
Kıyım ve Direniş Alevilerin Kanlı Göç Yolları
Elif Keleş O.
Alevilik, insanlığın adalet ve vicdan duygusunu merkezine alan bir inanç sistemidir. Ancak bu inanç, tarih boyunca yalnızca varlığı nedeniyle zulme ve yok sayılmaya maruz bırakılmıştır. Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim’in “Kızılbaş Tehdidi” algısıyla başlatılan kıyımlar, binlerce masum Alevi’nin katledilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu tarihsel süreç, Cumhuriyet döneminde de sona ermemiş, aksine farklı yöntemlerle devam ettirilmiştir.
Dersim, Alevi tarihinin hem en karanlık hem de en onurlu sayfalarından biridir. 1937-38 yıllarında, devletin asimilasyon politikalarının bir parçası olarak yürütülen askeri harekat, binlerce insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere Dersim’in masum halkı, toplu katliamlara uğratılmış, köyler yakılmış ve halk zorla yerinden edilmiştir. Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ise Alevi toplumunun hafızasında silinmez bir yara bırakmıştır.
Dersim Katliamı, sadece Alevilere yönelik bir zulüm değil, aynı zamanda bir kültürün, bir inancın ve bir halkın yok edilme çabasıdır. Bugün hala bu katliamın failleriyle yüzleşilmemiş, Dersim’in yaraları sarılmamıştır.
Cumhuriyet’in modernleşme politikaları, Aleviler için eşit yurttaşlık umudu yerine yeni travmalar getirmiştir:
Maraş Katliamı (1978) Yüzlerce Alevi, sistematik bir şekilde hedef alınmış, evleri ateşe verilmiştir.
Çorum Katliamı (1980)Alevilere yönelik organize saldırılar sonucunda onlarca kişi hayatını kaybetmiş, köyler talan edilmiştir.
Sivas Katliamı (1993) Madımak Oteli’nde diri diri yakılan 33 can, Alevilere yönelik düşmanlığın en acı sembollerinden biridir.
Gazi Mahallesi Olayları (1995) İstanbul’da başlayan saldırılar ve sonrasında polis müdahalesiyle onlarca insan hayatını kaybetmiştir.
Bu katliamların hiçbirinde adalet sağlanmamış, failler cezalandırılmamış, Alevilerin yaraları hala açık bırakılmıştır.
Gezi Direnişi, Alevilerin tarih boyunca süregelen adalet arayışının modern bir ifadesi oldu. Genç Aleviler, direnişin en ön saflarında yer alarak hak, adalet ve eşitlik taleplerini haykırdı. Ancak Gezi sonrasında yaşanan baskılar, Alevilere yönelik devlet politikasının değişmediğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Devletin Alevilere yönelik politikası, tarihten bugüne kadar değişmeyen bir yok sayma anlayışı üzerine kurulmuştur. Aleviler hala bir inanç topluluğu olarak değil, folklorik ya da kültürel bir zenginlik olarak tanımlanıyor.
Cemevlerinin İbadethane Sayılmaması; Alevilerin ibadet yerleri resmi olarak tanınmamakta, bu da inanç özgürlüğünü kısıtlamaktadır.
Zorunlu Din Dersleri; Asimilasyon politikalarının modern bir aracı olan bu uygulama, Alevi çocukları üzerinde baskı yaratmaktadır.
Siyasi Temsiliyette Engeller; Aleviler, siyasette ve kamusal alanda görünürlükten uzak tutulmakta, talepleri görmezden gelinmektedir.
Alevilerin göç hikayesi, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil, bir direniş öyküsüdür. Dersim’den İstanbul’a, Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan bu yolculuk, Alevilerin inançlarını koruma ve yaşatma mücadelesinin bir parçasıdır. Bugün diaspora Alevileri, Avrupa’daki cemevleri ve derneklerle bu mücadelenin modern yüzünü temsil etmektedir.
Dersim’den Maraş’a, Sivas’tan Gazi’ye kadar yaşananlar, sadece Alevilerin değil, insanlık onurunun da tarihsel travmalarıdır. Bu hakikatlerle yüzleşmek, yalnızca Alevilere değil, bu toprakların geleceğine olan bir borçtur. Alevilerin zulme karşı direnişi, inançlarını sazla, semahla ve insanlık onuruyla sürdürmesi, hafızamızda bir ışık olarak kalacaktır.
Bu yazının Göç.com tarafından 8 dilde yayınlanmasına katkı sunan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Alevilerin tarihini, direnişini ve hakikat arayışını dünyaya ulaştırmak, bu mücadelenin bir parçası olmaktır. Göç.com ekibine ve emeği geçen tüm dostlara minnettarım.
Hakk ve hakikatin yolunda yürüyen tüm canların izi silinmesin.
Türkçe