PİŞMANLIĞIN FELSEFESİ Ali Rıza Gelirli

PİŞMANLIĞIN FELSEFESİ Ali Rıza Gelirli

Yazının başlığını görenler, benim bir pişmanlığa kılıf aradığımı düşünebilirler. Düşünsünler, hiçbir sakıncası yok. Ancak ben pişmanlığın, ne mutlak iyi bir şey, ne de mutlak kötü bir şey olduğunu düşünüyorum. İnsanın, söylediği bir sözün ya da bir davranışın yanlış olduğunun farkına varması bir erdemdir; her ne kadar toplumda ya da içinde bulunulan grup içinde zayıflık olarak algılansa da (hâkim tutum ) bu böyledir.

Hayat yaşandıktan sonra anlaşılan bir şeydir. Yaşanmadan gerçek bir hayatın nasıl olacağına ilişkin teoriler, teori olmaya mahkûmdur. Pişman olmak ya da olamamak için yaşamak gerekli… Daha da iddialı bir şey söyleyeyim, pişmanlık olmasaydı felsefe olmazdı. Evet, ne kadar iddialı bir şey söylediğimin farkındayım. Madem her düşüncenin, her davranışın en "doğrusunu", "en "güzelini" bir seferde bulamıyoruz -ki genellikle böyledir- o halde güzeli ve doğruyu bulmak için bir pişmanlık -"pişme"- sürecinin geçmesi gerekiyor. Felsefe de, "iyi" ve "güzel" bilgiye ulaşmak için bir çaba olduğuna göre; mahsurlu olandan mümkün olana; yanlıştan doğruya yönelik bir yolculuk olduğuna göre… Demek ki iyiyi, güzeli, deneyerek, yanılarak, hataya düşerek, sonuçta pişman olarak bulacağız.Burada pişmanlığın olmazsa olmaz bir şey olduğunu ima etmek istemiyorum. İnsan pişman olmak zorunda olan bir varlık değil, pişman olmadan da doğruyu bulması mümkündür tabii.


İnsanın pişmanlığı olmaz mı hiç, olabilir tabii, hatta olmalıdır da… Ancak insanın pişmanlığını göstermesi genellikle zayıflık algısıyla karşılandığından, bu duygu durumu pek gösterilmek istenmez. İnsanın kendini temize çekmesi çoğu zaman pişmanlıkla mümkün olmaktadır. Hatta, hatalı bir durumda pişman olmamak bir "görme kusuru"dur bana kalırsa. Keza uygun olmayan bir hal ve tavırdan dolayı pişman olmak, bıçağın hep keskin tarafında durmak gibi bir şeydir. Oysa insanın pişman olması, bıçağın kesmeyen, "kör" tarafına geçmeyi göze almayı gerektirir.


Hiç pişmanlık duymayanlara ne mutlu (!); onlar ne mükemmel insanlar böyle! Oysa ben yeryüzünde mükemmel insan olmadığına inanıyorum. İnsanın sürekli "mükemmel" e doğru yürüyüşünden/arzusundan anlıyorum bunu. Tabii politik bir yapıya üyeyseniz pişman olduğunuzda aynı zamanda "hain", "ihanet içinde" biri olup çıkarsınız. Ne de olsa onlar her şeyin en iyisini bilir; onlarla yapılan faaliyetlerden pişmanlık duymak gerçeklerden sapmaktır!


Pişmanlık duymayacağız diye yaşamı daraltmanın, etrafımıza görülmez duvarlar örmenin ne anlamı var! Zira, pişman olmak ve bunu ifade edememek kişi açısından yaşamı daraltan bir durumu ortaya çıkarır. İşte bu yeni durumun, farklı bir bakış açısıyla yakalanan görüşün, pişmanlık şeklinde ifade edilmesi, kendisini hapsettiği görülmez duvarların yıkılması gibi bir şey olsa gerek. Sonuçta her insan tek kişilik bir hücre değil mi; ya o hücrenin kapılarını açarak ruhunu özgürleştirir (yanlış anlaşılmasın, pişmanlık mutlak özgürleştirir demiyorum) ya da tüm kapılarını kapatır, anahtarını "mutlak ve tek doğrunun" eline verir. Ancak, pişman olmak, insanın içindeki boşlukları mı kapatır, yoksa yeni boşluklar mı açar, işte bu da kişiden kişiye, durumdan duruma değişir. 


Pişmanlık insanın kafasının içindeki depremin giderek kalbe sirayet etmesinden başka nedir ki… Bazı pişmanlık durumlarında bir de bakmışsınız ki, düşmanınızın yanında, "dost"larınızla savaşıyorsunuz. İşin bir de bu yönü var.


Kişinin pişmanlığını ifade edememesi, kendi içinde bir hapishane inşa etmesidir bir anlamda… Sadece giriş kapısı olan ama çıkış kapısı olmayan bir hapishane. Çıkış kapısı olmayan bir hapishane bilinmelidir ki, öleceğiniz yerdir artık.


Pişmanlık, insanın özeleştirisidir aslında. Kişinin bundan kendini mahrum etmesi, şahsına yaptığı en büyük kötülüktür. Anlaşılmış olmalı ki, pişmanlık yüceltmesi yapmak niyetinde değilim, asla. Ancak bu kadar önemli bir duygu durumu hak ettiği ölçüde yazılıp çizilmedi bugüne kadar; en azından benim bildiğim kadarıyla.


Gerek içinde bulunduğumuz sosyal grubun ya da politik hareketin uzağına düşme korkusundan, gerekse de bir zaaf olarak gördüğümüzden ya da insanların bizden bir cüzamlı görmüş gibi kaçacağını düşündüğümüzden, pişmanlıklar ağır bir yük gibi taşınır akıllarda ve yüreklerde. Oysa, insanlar gereksiz bir ''yükten'' kurtulmadan nasıl rahatlayabilir ki… Kişi yaşamını bir "eksikle" sürdürmek istemiyorsa, pişmanlığını -şayet pişmansa- ifade etmesi onu rahatlatır; kendisini yeniden üretmesine yardımcı olur.


Öldüğümde ömrümün kaçıncı yılını doldurmuş olacağımı bilemem… Bu süreçte benim de çok pişmanlıklarım oldu, daha da olacak. Ama umarım, bundan sonrasında da pişmanlıklarım hep haklı olur. Tüm insanlığı kucaklamış ve bir miktar da onurumu kurtarmış olurum.

ÖNERİLEN İÇERİKLER

Yazar Postları

Cenevre’de “Servette Contre la Racisme” Etkinliği

22 Mart 2025’te Cenevre’de düzenlenen “Servette Contre la Racisme” (Irkçılığa Karşı Gün) etkinliğinde, Kolektif Nammou sahne aldı. Mezopotamya halklarının ezgileri ve türkülerinden oluşan müzik dinletisine, Agnés Aubert doğaçlama dansıyla, şair ve yazar Süleyman Kuş ise Fransızca seslendirdiği

Şam Artık Bir Kravatlı Teröriste Emanet

Suriye devleti, ordusuyla ve halkıyla tekfirci cihatçı teröre karşı 13 yıl direndi. Ama ne yazık ki, Suriye kuşatmasında cihatçıları besleyen küresel güçlerin desteği veuluslararası istihbarat oyunlarıyla Suriye halkının direnişi de, direnci de masa başında satıldı

GÖÇ, GÖÇMEN, YURTSUZ

Göçmenler bir araya geldiklerinde, her zaman önce kağıtlarından konuşmaya başlar. Başvurusu hangidurumdadır? Kaç yıllık oturumu vardır, hangi okulda öğrenci gibidir ya da kimle formaliteevlenilebilir mesela. Her göçmen doğrudan bir Kafka hikayesinin içine düşer.

Kıyım ve Direniş Alevilerin Kanlı Göç Yolları

Alevilerin göç hikayesi, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil, bir direniş öyküsüdür. Dersim’den İstanbul’a, Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan bu yolculuk, Alevilerin inançlarını koruma ve yaşatma mücadelesinin bir parçasıdır. Bugün diaspora Alevileri, Avrupa’daki cemevleri ve

DİYARBAKIR ERMENİLERİ Bedros Dağlayan

Yıllar var ki memleketinden uzak gurbet kuşuyum; yaban ellerde tedirgin uçarım…Nasıl bir sevgi ve nasıl bir özlemdir, ben bilirim. Diyarbakır meydana getiren ve bir arada yaşamanın şiirini yazmış olan halklar özgürlük duygularıyla öylesine bir bütün olmuştur ki, kimselere hele ki zalimlere

COMANDANTE CHE GUEVARA Bedros Dağlıyan

Gençtik. Lâkin başımızda kavak yelleri de esmiyordu. Delikanlılığın bütün hızlı, delişmen yanlarını bünyemizde toplamıştık diyebilirim. Buna bir de Diyarbakırlıların o geleneksel kabadayı tavrı da eklenince

PİŞMANLIĞIN FELSEFESİ Ali Rıza Gelirli

Yazının başlığını görenler, benim bir pişmanlığa kılıf aradığımı düşünebilirler. Düşünsünler, hiçbir sakıncası yok. Ancak ben pişmanlığın, ne mutlak iyi bir şey, ne de mutlak kötü bir şey olduğunu düşünüyorum.

TEHLİKELİ DENİZLER Engin Erkiner

Avrupa Birliği’nin illegal göçü önlemek için kurduğu Frontex’in açıklamasına göre2023’te sadece Akdeniz üzerinden Avrupa ülkelerine geçenlerin sayısı 234.467 kişidir. Denizde hayatlarını kaybedenler konusunda açıklama yapılmamış.

EL YAPIMI GÜZELLİKLER Ali Rıza Gelirli

Dumanla haberleşmekten; mektup, telgraf, masaüstü, dizüstü, cep telefonu, avuç içi bilgisayar, internet çağına vardık. Bunlar var oldukları çağa anlam verebilmek için yaşamın gerekleriydi. Yaşam dediğimiz şey, bilinçli ya da bilinçsiz, istesek de istemesek de madem hayattayız ve nefes alıp