TRAGEDYALARIN IŞIĞINDA, ÖLÜM Bedros Dağlıyan

TRAGEDYALARIN IŞIĞINDA, ÖLÜM  Bedros Dağlıyan

Ölüm üzerine düşünmekten kendimi alamıyorum. Ölüm! Nasıl da ürpertiyor beni… Ölümü çocukluk çağlarında hiç düşünmezdim. Aklıma dahi gelmezdi ki… Şimdiyse acı bir hakikat sadece… Belki de mutlak bir iktidar hatta Tanrı’nın ta kendisi… Ölüm kapıda! Bu yüzdendir ölümden korkmamız kim bilir? Bu yüzdendir hepimizi içine alabilecek bir gemiyi beklememiz Nuh’tan… O gemi gittikçe büyüyor; ya sığmazsak…

Korku dağları gitgide büyümekte… Sokaklarda eli sopalılardan korkar olduk. Gün geçmiyor ki ölüm bir insanı kapıda yakalamasın… Korku, aynı zamanda korkutanlardan da öç alır mı acaba? O korkudan kimler nasibini alır söyleyebilir misiniz? Şimdi dua etme zamanıdır belki de…


Hepimiz ölümü bekliyoruz. Ölüm haberi almadığımız tek gün dahi yok. Gün olmasın ki bir dostun yittiği haberi gelmesin; yaşadığımız için utanır olduk belki de… Ne çok kanserli haberleri geliyor, birbiri ardına… Bu daha acı bir durum, bizi sınıyor, sanki… Ölüm, o mendebur olasılık, yaşadığımız zamanlara, anlara sızıyor. Ölmek değil de, aşağılanmak, aciz kalmak, güç karşısında insanlığı terk etmek daha mı kötücül yoksa… Güçlüyle zayıfın düellosu mu acaba bu yaşadığımız? Artık hayvanlardan daha hızlı ölüyor insan… Bu bir tatmin, mastürbasyon hatta öldürmekten zevk alma durumu… Öldüren insanlara neden diye sorulduğumda şöyle mi diyordur? İş ilkini başarabilmekte; sonrasında, kaç kişi olduğu çok da önemli değil ki… Milyonlar çok uzak bir rakam değil artık…


Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesiyle başlayan ve bugünlere dek süregelen bir öldürme içgüdüsü bizi bugünlere getirdi… Bu öldürme zevkinden hayvanlar da nasibini alıyor. Onu öldüren insana bakıp medet bekliyorlar. O insan denilen mahlûksa cinsel bir zevk alıyormuş gibi sonsuz bir arzuyla öldürüp bir de kameraya çekip nasıl da paylaşıyor değil mi? Sonra bir bakıyorsun ansız bir patlamayla insanlar da havaya uçuvermişler. Geride kalan anneler, babalar ve çocuklarsa katillerden merhamet bekliyorlar hâlâ...


Gittikçe daha kederli oluyorum, oluyoruz. İsa gibi düşünmeyi seçiyorum. Daha çok hoşgörüyü… Hayattan zevk alabilmeyi, neşeli insanların mutluluğuna ortak olabilmeyi, estetik sanatın doruğuna çıkabilmeyi, bir şiiri birine okurken huşu içinde esrikliğin en şarabi hallerine girebilmeyi daha çok istiyorum elbette…


Shakespeare’nin ölümsüz eseri *Macbet*’de, Macbeth kral Duncan’ı öldürür öldürmez elinde kanlı hançeriyle sahneye çıkar. Onun eserlerini canlandıran büyük ve unutulmaz sanatçı Tommaso Salvini bir gazetede şöyle yazar: *Bu sahne gerçek dışı bir olayı anlatır. Pek doğal değildir; çünkü bir caninin ilk hareketi cinayetini gizlemek olur. Bu sahne aslında tam da bu düşünce ile yazılmıştır. Gerçek gibi görünmekle birlikte gerçek değilmiş gibi hissetmemizi ister bir bakıma... Üstelik ona hayaller gördürür ki bu vicdan azabından ziyade kralın katledilmesinden sonra tahtı elden kaçırma endişesini gösterir.*

Bizse ölümü o denli kanıksadık ki; ölüm, bize yabancılaştı.

Oysa günümüzde cinayetler hiç de gizlenmiyor, aksine çok matah, gurur duyulacak bir olaymış hatta gösteriymiş gibi icra ediliyor. İyi insanlar güzel amellerinden bahsediyor, canilerse yaptıkları katliamdan seve seve ihtirasla bahsediyorlar.


Bu Pazar tam da bunları konu alan tragedyalar ve sanat hakkındaki görüş ve düşüncelerini bizlerle paylaşan Şair ve yazar İlyas Orak’ı dinlemeye gidiyoruz dostlarla… Sinema ve tiyatronun konu ettiği çeşitli teatral örnekleri tarihi gerçekliklerle birleştirip bizlere aktarırken kendimizi birden katliam ve cinayetlerin kol gezdiği bir ortamın içinde acıyla kıvranırken buluveriyoruz.

Günümüz cinayetleri Shakespeare’nin katilleri Hamlet ve Othello’dan daha vahşi yöntemlerle işleniyor, oysa… Yazarlar yarattıkları tiplere ancak onları yarattıktan sonra rastlarlarmış. Karşısına çıktığında ürperirmiş, üstelik… Kendisini farklı bir düşünceye karşı savunduğu zaman, bir yazar için en önemli zamandır, oysa... Teslim olmuş ve artık yazmıyor, hatta yazmak istemiyorsa da artık yazar olmaktan, aydın olmaktan, dolayısıyla da ışık yaymaktan vazgeçmiştir.

Biliyorum ki bize korkutucu gelen her olay, iğrenç ve yalın birer hakikatten başka bir şey de değil. Hakikatin nasıl acıttığını en çok bilenlerdeniz… Etrafımızda olup biten her olay bizi acılara salan birer gerçek olmaktan çıkıp imgelere, dizelere sürgün edilirken, her okuduğumuzda kirpiklerimiz yorgunlukla gözbebeğimizi çiziyor. Yasaklar tenimizi o denli acıtıyor ki, kendimizi gazyağı kokulu bakkalların yanan mumu gibi erir halde buluyoruz. Etrafa ışıkta saçmıyoruz, saçamıyoruz… Her bir tarafımız simsiyah is içinde kalıyor.

Yalnızlık bizi korkularımızla yüzleştiriyor artık. Hep cinayete kurban edileceğimiz sahneleri bekliyoruz. Düşüncelerimiz o kadar yakıcı hale geliyor ki, yazdığımız sözcüklerden korkuyoruz.

Biliyor musunuz? Tragedyaları, destanları hatta ağıtları, yeniden okuma zamanı geldi de geçiyor bile… Karabasanlar beni buna zorluyor; ya sizi?


ÖNERİLEN İÇERİKLER

Yazar Postları

Cenevre’de “Servette Contre la Racisme” Etkinliği

22 Mart 2025’te Cenevre’de düzenlenen “Servette Contre la Racisme” (Irkçılığa Karşı Gün) etkinliğinde, Kolektif Nammou sahne aldı. Mezopotamya halklarının ezgileri ve türkülerinden oluşan müzik dinletisine, Agnés Aubert doğaçlama dansıyla, şair ve yazar Süleyman Kuş ise Fransızca seslendirdiği

Şam Artık Bir Kravatlı Teröriste Emanet

Suriye devleti, ordusuyla ve halkıyla tekfirci cihatçı teröre karşı 13 yıl direndi. Ama ne yazık ki, Suriye kuşatmasında cihatçıları besleyen küresel güçlerin desteği veuluslararası istihbarat oyunlarıyla Suriye halkının direnişi de, direnci de masa başında satıldı

GÖÇ, GÖÇMEN, YURTSUZ

Göçmenler bir araya geldiklerinde, her zaman önce kağıtlarından konuşmaya başlar. Başvurusu hangidurumdadır? Kaç yıllık oturumu vardır, hangi okulda öğrenci gibidir ya da kimle formaliteevlenilebilir mesela. Her göçmen doğrudan bir Kafka hikayesinin içine düşer.

Kıyım ve Direniş Alevilerin Kanlı Göç Yolları

Alevilerin göç hikayesi, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil, bir direniş öyküsüdür. Dersim’den İstanbul’a, Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan bu yolculuk, Alevilerin inançlarını koruma ve yaşatma mücadelesinin bir parçasıdır. Bugün diaspora Alevileri, Avrupa’daki cemevleri ve

DİYARBAKIR ERMENİLERİ Bedros Dağlayan

Yıllar var ki memleketinden uzak gurbet kuşuyum; yaban ellerde tedirgin uçarım…Nasıl bir sevgi ve nasıl bir özlemdir, ben bilirim. Diyarbakır meydana getiren ve bir arada yaşamanın şiirini yazmış olan halklar özgürlük duygularıyla öylesine bir bütün olmuştur ki, kimselere hele ki zalimlere

COMANDANTE CHE GUEVARA Bedros Dağlıyan

Gençtik. Lâkin başımızda kavak yelleri de esmiyordu. Delikanlılığın bütün hızlı, delişmen yanlarını bünyemizde toplamıştık diyebilirim. Buna bir de Diyarbakırlıların o geleneksel kabadayı tavrı da eklenince

PİŞMANLIĞIN FELSEFESİ Ali Rıza Gelirli

Yazının başlığını görenler, benim bir pişmanlığa kılıf aradığımı düşünebilirler. Düşünsünler, hiçbir sakıncası yok. Ancak ben pişmanlığın, ne mutlak iyi bir şey, ne de mutlak kötü bir şey olduğunu düşünüyorum.

TEHLİKELİ DENİZLER Engin Erkiner

Avrupa Birliği’nin illegal göçü önlemek için kurduğu Frontex’in açıklamasına göre2023’te sadece Akdeniz üzerinden Avrupa ülkelerine geçenlerin sayısı 234.467 kişidir. Denizde hayatlarını kaybedenler konusunda açıklama yapılmamış.

EL YAPIMI GÜZELLİKLER Ali Rıza Gelirli

Dumanla haberleşmekten; mektup, telgraf, masaüstü, dizüstü, cep telefonu, avuç içi bilgisayar, internet çağına vardık. Bunlar var oldukları çağa anlam verebilmek için yaşamın gerekleriydi. Yaşam dediğimiz şey, bilinçli ya da bilinçsiz, istesek de istemesek de madem hayattayız ve nefes alıp